11 Eylül 2011 Pazar

Osvaldo Nartallo'yu Özlemek...

Rıdvan Dilmenli Mc Donalds' reklamlarına özenmiş bir şekilde "yerinde görelim mi?" hevesiyle başladığımız yeni sezonun ilk maçı bittiğinde, tribünde bu kez babaannemi düşündüm. Rahmetli her kötü haber aldığında, her üzüldüğünde "öleydim de bugünleri görmeyeydim" derdi. Sanırım futboldan anlasa ve hayatta olsa bu lafı dün de ederdi.

Bir futbol maçının bitiş düdüğünden sonra başını iki elinin arasına almış bir taraftar görürseniz o adam kesinlikle Beşiktaşlıdır zaten. Çünkü bizde herkesin maç sonrası reaksiyonu kendine göredir. Takım maç kaybettiğinde Beşiktaşlı'nın hayatı bir sonraki maça kadar çekilmez hale gelir. Oysa Fenerbahçe kaybettiğinde taraftar, alınması gereken büyük yıldızları konuşur. Galatasaray yenildiğinde mevzu döner dolaşır, bizim UEFA kupamız var olayına gelir. Trabzon yenildiğinde de taraftar birini vurup ya da görevinden alıp sakinleşir. Ama Beşiktaşlı kendine eder. Beşiktaş'ı kötü gördüğü her an, ömründen biraz daha ömür gider. Dünün 24 saatinin arasına da bir on sene sıkışmış meğer.

Eskişehirspor karşısındaki Beşiktaş, düşmüş ama bunu belli etmek istemeyen bir eski kahraman gibiydi. Ayağından kurşun yemiş ve bir daha aksamadan yürüyemeyecek olan eski bir kabadayı gibi... Sesi çatallaşmış, istediği seslere basamayan büyük bir sahne yıldızı gibi... Pençelerini kendisi ve kendiliğinden sökmüş bir Kartal gibi. Zaten bizi skordan daha fazla üzen ve umutsuzluğa sevk eden de budur. Beşiktaş maç kaybedebilir, Beşiktaş kötü de oynayabilir ama Beşiktaş bu kadar ruhsuz olamaz. Üstelik bir avuç da olsa taraftarıyla buluştuğu ilk maçta.

Beşiktaş'ın bu tükenmişliğini "tüketim toplumu olma" hastalığının Beşiktaşlılığa da sirayet etmesine bağlayabiliriz. Taraftarın gözüne hoş gelmek, şirin gözükmek için alınan yıldızlar ve onlarla kurulan FIFA 2011 kadrosu ile ancak bu kadar olurdu. Ben sahaya çıkan iki takımdan öncelikle kimin daha çok istediğine bakarım ve ilk golü daha atılmadan o takıma yazarım. Nitekim skor tabelasına da yansıdı bu durum. Eskişehir tek farkla kazandı, istek...

Taktiksel mevzuata gelince; sağ bek konusuna hiç girmiyorum, çıkamam çünkü. Fakat sağ ve sol açık oynamasını beklediğimiz Q7 - Simao sıkça içeri kaçınca, hatta daha direkt ifadeyle futboldan kaçınca sahadaki 1,5 beki üzerine oyun kuran bir takım oldu Beşiktaş. Evet, bekler üzerinden ofansif planınızı uygulayabilirsiniz ama o bekler Cafu - Carlos olursa. (Ya da Türkiye Ligi şartlarında en azından Gökhan Gönül...)

Daha büyük hayal kırıklığını Carvalhal'in üçlü orta saha tertibinde yaşadım. 4-1-2-3 diyebileceğim bir düzene oturtmaya çalışmıştı Beşiktaş'ı. Fakat olmadı görüldüğü gibi. Defansa en yakın orta saha oynayan Fernandes, aslında mevcut orta saha oyuncuları içinde en hücuma yatkın olanı idi. Keza Veli Kavlak iç değil, kanat oyuncusu olarak geldi diye biliyorduk Beşiktaş'a. Ve bu iki çarpıklığın arasında sönüp giden, Beşiktaş'ın aslında en büyük değeri Necip de çaresizdi kuşkusuz. Tüm bunlar olurken Ernst'in gözümün önünde 90 dk ısınması Beşiktaşlı kimliğimi de geçtim, futbolsever olarak içimi sızlattı. Oysa sahada 5 yabancı varken Hilbert sağ beke çekilse ya da Fernandes'in yerine Ernst, Veli'nin yerine Fernandes geçse daha oturmuş bir takım izleyebilirdik. Beşiktaş dün bir ezberi varsa eğer, bozmuştu. Ve yenildiğimiz için bunu söylemiyorum ama Beşiktaş sahada üç pas yapamazken Guti'nin İstanbul'da olması da ayrı bir trajedik durumdu.

Carvalhal Eskişehirspor'u incelemeden böyle bir takım çıkardıysa eğer, hafif bir suç olmamasına karşın dünkü futbolu hoca dersini çalışmamış diyerek izah edebiliriz. Fakat Eskişehirspor'u etüt edip de bu tertibi sahaya çıkarmışsa kendisinin yetersiz olduğunu üzülerek kabul etmeliyiz. Zira Guti'yi İstanbul'da bıraktığında takdir ettiğim otoritesini de Quaresma'yı 90 dk oyunda tutup da Pektemek'i Veli'nin yerine alıp orta sahayı iyiden iyiye Eskişehir'e teslim ederek yalancı çıkardı Mösyö Carlos. Bir diğer eksisi de iki izbandut stoper ve Ivesa arasına Almeida'yı tek başına atıp, uzun toplarla gol kovalamasıydı. Bu haliyle Beşiktaş, rakibi oynatmayıp orta sahayı kalabalık tutarak ilerdeki yetenekli oyuncularının ayağına bakan İstanbul B.B takımının başarısız bir kopyasıydı. 86'da gelen Edu değişikliği ise acı bir gülümsemeye yol açtı. Olmasa daha iyiydi, o derece. Beşiktaşkenar yönetiminin neden maç 1-1 iken değil de yenik duruma düşünce ve çok az süre kaldığında cesaretlendiğini anlamakta hep zorluk çekerim zaten. Bu yalnızca Carvalhal'e özgü bir durum da değil. Schuster hariç tüm Beşiktaş hocalarında ezberlediğimiz bir durumdu. Schuster ise Almeida - Ernst son dakika değişikliğiyle daha farklı kafa bulmuştu zamanında.

Kağıt üzerinde on numara kadrosu olan Beşiktaş tat vermedi nitekim. Oysa eskiden böyle değildi. Adını sanıknı duymadığımız adamlar Beşiktaş'a gelirdi ve biz heyecan duyardık. Yenilgiye alışmamış ve alıştırılmamıştık. Her maçı kesin alırız diyemezdik ama yenildiğimiz bir maç sonu belliydi de demezdik. Bu yüzdendir ki ben, ne idüğü belirsiz topçuların ıslattığı Beşiktaş formasını özledim. Abilerin takıma baklava götürmesini, Sellami'yi, Del Solar'ı, Murat Alaçayır'ı ve hatta yere düşecekken top kaval kemiğine çarparak gol olan Nartallo'yu özledim Simao - Quaresma - Almeida'nın olduğu yerde. Peki manyak mıyım? Hayır. Aksine hiç bu kadar akıllı olmamıştım.

Son sözüm de başkana olsun. Sayın başkan; ben artık sizi maç ertesi "Demirören çıldırdı" haberleri ile görmek istemiyorum. Bu durum biraz daha devam ederse siz beni "Demirören çıldırttı" şeklinde bir haberle gazetelerde görebileceksiniz çünkü. Takım yenildiği zaman bağırıp çağırmak, taraftar istedi - camia istedi demeye benzemez. İnsanları decoder almaya teşvik edesiye kadar bir sağ, bir sol bek, bir de forvet arkası alıverin şu takıma. Ya da kendinizi çok sevdirmeden gidin.

Sonu belki biraz sert oldu ama, onu da zorlu yolculuğun sinirine verin. Eskişehir - Ankara arasını 7 saatte gelmiş, otobüsü 3 defa yolda kalmış, sesini Eskişehir'de bırakmış, takımı yenilmiş bir adamım ben. Bir ara otobüs üçüncüye teklediğinde arabayı Carvalhal'in kullandığından şüphe edecek kadar da Beşiktaşla bozdum kafayı üstelik.

Haftaya bitik Ankaragücü'ne 5 atarsak da bugünü unutmamamız dileğiyle...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder